25 Haziran 2008 Çarşamba
Zafer Onlarin,Alkislar Bizim
Teşekkürler Fatih Terim
Teşekkürler Milli Takım,
Ayakta alkışlandığınız için,
Devi cüceye çevirdiğiniz için,
İsteyince inanınca neler yapılabileceğini gösterdiğiniz için,
Eksiklere rağmen,
Sakatlara rağmen
Hakemlere Rağmen,
Nasipten gayrı yalan,
Vardır bunda da bi hayır,
O Almanların yüzündeki umutsuzluk ifadesini gösterdiniz ya bana,
Ölsem de gam yemem,
Hepinizi seviyorum,
Hepiniz öpüyorum,
İşin en güzel yanı hayat devam ediyor,
Ve bu işin devamı var,
Daha 2010 var,
Ve artık tüm dünya varlığımızın bi daha farkına vardı ve unutmayacak ta...
Bırakın zafer onların olsun,
Ayakta alkışlanan biziz........
21 Haziran 2008 Cumartesi
Sana Zor Yok Yarabbi.....


Dakika 118
Berabere biten bir 90 dakika ve ardından yine berabere biten ilk uzatmanın ardı sıra
Son birkaç dakikanın içerisindeyiz.
Golü atan yarı finalde diye geçirdim içimden bir an
Hatunla beraber izlediğimiz ilk maç bu
Yitecek tırnak kalmadı ellerimde parmaklarıma başlamak üzereyim.
Ben maç izlemem pek.

Takım da yoktur tuttuğum.
Ama bu Milli maç
Oynayan Milli takım
Oynayan Türkiye
Türk Milleti oynayan
Rüştü kalesinden çıktı,
Ve o korktuğum gol.

Bir an ama saniyelik bittik dedim.
Ama,ama diye geçti içimden
Yarabbi böyle bitecek olsaydı sen o topu kale direğinden döndürmezdin,
Hadi onu da geçtim sonrasında kafayla vurulan dışarı gitmezdi.
Hakemin her kahpeliğinde Yarabbi gör dedim,gör bize yapılanı,
Her sarı kartta Yarabbi sensin dedim,
Bu takım çıkmalı burdan Allah'ım
Bir sürü insan nedense söylemekten çekinse de yarabbi Noolur biz müslümanız Türk'üz çıkar burdan dedim.
"Sana zor yok yarabbi"
"Sana zor yok"
"Dilersen olur Yarabbi"
Ve Rabbim diledi.

O an Türkiye Dünyada O stadda o takımda kaç kişinim ağzında, yüreğinde dua vardı bilmiyorum.
Bilmiyorum, ama inanıyorum ki milyonlarcasında vardı.
Ve rabbim nasibetti.
Bir kez daha köle oldum Allah'ıma.
Diyeceksiniz ki Bu futbolcular almadımı bu maçı
Onlar neci orda
Hepsini tek tek alınlarından öpüyorum
121 dakika mücadele etmek,koşmamak yılmamak,bırakmamak tek başına takdire değer zaten.
Demek istediğim o değil
Demek istiyorum ki

Bu inancı es geçmeyelim, ama ne kadar mücadele edersek edelim tek başına bi işe yaramadığı görelim.
Hırvatlar koşmadımı,oynamadımı,bizi kırmaya çalışmadımı
Onlar mücadele etmedimi
Hakem bile mücadele etti.

O mücadele ve hırs olmasaydı 118 de golü bulabilirlermiydi
Onlarda uğraştı
Ama yürekleri bizimki gibi değildi demek istiyorum.
İnançları bizimkii gibi değildi demek istiyorum.
Penaltılarda bizimkiler dua ederken onları gördünüzmü demek istiyorum.
Ümitsizlik,çökmek,mücadeleyi bırakmak bizim dinimizde yok demek istiyorum.
Sen mücadele edersen ve inanırsan Rabbim de karşılığı verir demek istiyorum.
Bazı zatı muhteremlerde diyecekki şimdi ya biz ingiltereye 8-0 yenilirken gavurmuyduk be kardeşim.

Onun da bir sebebi hikmeti vardır demek istiyorum.
Sırf müslüman olmak yetse idi bütün kupaları biz alırdık demek istiyorum.
Sağol Allah'ım
Şükürler olsun Allah'ım
Allah'ım
Bu maçı sensiz aldığımızı zannedenlere kızıp
Noolur bizi Almanya karşısında yalnız bırakma Allahım.
Sana inanıyorum,sanan sığınıyorum.
Sen bize çanakkaleleri verdin.
Almanyayı da ver Allah'ım.
Amin.
05 Haziran 2008 Perşembe
Benzin Zamları Ve Koyunlar.....

Hayatta gücümün yettiği ve yetmediği şeyleri öğreneli çok oldu..
Ve Şikayet etmenin tek başına kafa ütülemekten başka birşeye yaramadığını da ..
Ve de hiçbir yerlere vardıramadığını da insanı..
Kimindi hatırlamıyorum şimdi, güzel bir söz var
"Suyun yıkıcı gücü damlaların bir arada olması ve devamlılığından gelir diye.."
Ben bir birey olarak azgın bir nehirdeki bir su damlasıyım...
Ama hepimizin birleşimi o azgın nehri oluşturuyor,önünde hiçbir setin duramadığı..
Sıkıldım artık çevremde olup bitenlere tek başıma birşey yapamamaktan...
Koyun yerine konup herşeye susup boyun eğmekten...
Ve de dünyanın en pahalı benzinini kullanmaktan...
Ama dedim ya tek başıma gücüm belli...
Gelin birlik olalım...
Gösterelim birilerine gücümüzü...
Bir blog hazırladım bir dost'tan gelen mail den sonra
BURADA...
Okumak 3 dakikanızı alır...
Okuyun
Katılın ya da katılmayın
Ama okuyun..
Belki sizde sıkılmışsınızdır bu koyun muamelesinden
kim bilir?
Gelin gücümüzü birleştirelim...
Gelin nehir olalım...
Lütfen....
03 Mayıs 2008 Cumartesi
CAM TAVAN SENDROMU

''Bir seyin imkânsiz olduguna inanirsaniz, akliniz bunun neden imkânsiz oldugunu size ispatlamak üzere çalismaya baslar.
Ama bir seyi yapabileceginize inandiginizda, gerçekten inandiginizda, akliniz yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardim etmek için çalismaya baslar'
Dr. David J. Schwartz
Bilim adamlari pirelerin farkli yükseklikte ziplayabildiklerini görürler.Birkaçini toplayip 30 cm yüksekligindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin isitilir. Sicaktan rahatsiz olan pireler ziplayarak kaçmaya çalisirlar ama baslarini tavandaki cama çarparak düserler. Zemin de sicak oldugu için tekrar ziplarlar, tekrar baslarini cama vururlar. Pireler camin ne oldugunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engelledigini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarini cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 cm fazla zipla(ya)mamayi ögrenirler. Artik hepsinin 30 cm zipladigi görülünce deneyin ikinci asamasina geçilir ve tavandaki cam kaldirilir.
Zemin tekrar isitilir. Tüm pireler esit yükseklikte, 30 cm ziplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yüksege ziplama imkânlari vardir ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarini cama vura vura ögrendikleri bu sinirlayici 'hayat dersi' ne sadik halde yasarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânlari vardir ama kaçamazlar. Çünkü engel artik zihinlerindedir. Onlari sinirlayan dis engel (cam) kalkmistir ama kafalarindaki iç engel (burada 30cm'den fazla ziplanamaz inanci) varligini sürdürmektedir.
Bu deney canlilarin neyi basaramayacaklarini nasil ögrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yasadiklarina 'cam tavan sendromu' denir. Bir insanin gelebilecegine inandigi en üst nokta, onun cam tavanidir. Cam tavaniniz hayallerinizin tavan yüksekligini gösterir.Yapabileceginiz düsündügünüz kadardir. .
Hz.Muhammed (s.a.v.) Karikatürü Ve CNN
Amerika'dan yayin yapan CNN Haber kanali internet sitesi Hz.Muhammed (s.a.v) karikatürünü ankete açti.
Televizyon internet sitesinden gelen evet ya da hayir oylarina göre bu karikatürü yayinlayip yayinlamama karari alacak.
Ankete katılalım ve bunu arkadaslarimiza da duyurarak geregini yapalim.
Bu hepimizin bir vazifesidir. Bunu O'na saygimizin ve sevgimizin bir göstergesi olarak düsünelim ve gerekli cevabi verelim bu sadece bir baslangiçtir. Tepkimiz bence agir olma li ki bir daha böyle bir seye yeltenmesinler.
CNN'in internet sitesine asagidaki adresten ulasip oyunuzu kullanabilirsiniz.
http://edition.cnn.com/2006/WORLD/europe/02/02/cartoons.wrap/index.html
Formun Altı
buraya girin ve QUICKVOTE yazan yerde [ No ] seçenegini işaretleyin ve tiklayin. Lütfen tanidigimiz herkese gönderelim.
“Sizden bir kötülüğü gören, onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğzetsin, ama bu imanın en zayıfıdır.' HADİS
iletmezsen ......... :)))))
Sayelerinde tuvalet temizlemekte kullanıldığı öğrendiğim kolayı içemez oldum.
Aids virüsü taşıyan iğnelerkıçıma batar korkusuyla sinemaya gidemez oldum.
Deodorantlar kanser yapıyor diye sayelerinde artık bir domuz gibi kokmaya başladım.
Telefon hattımı kullanıp bana borç takarlar korkusuyla telefonlara da cevap vermiyorum.
İçinden fare ya da fare zehiri çıkar diye hiçbir kutu içeceği içmiyorum.
Çok sevdiğim içkime ilaç koyup beni uyuturlar,organlarımı çalarlar ve buz dolu bir küvetin içinde
uyanırım diye bana yaklaşanları da tersliyorum.
Neyim var neyim yoksa satıp hastanede yatan ve büyük ihtimalle ölmek üzere olan çocuklara yatırmayı düşünüyorum.
Mail listesine katılırsam alacağım söylenen para, bilgisayar, cep telefonu ya da gezileri beklemekten de evden dışarı çıkamaz oldum.
Tuz Gölü'ne Konya'nın katkılarından dolayı yemeklerim tuzsuz tatsız.
Msn paralı olacak;Adam yeşerecek mi,sararacak mı beklemekten de gına geldi.
Excel hala ne zaman emekli olacağımızı da bildirmedi.
Bir maili forward etmedim, başıma ne belalar gelecek diye korkuyla beklemekten ruh sağlığımı da
kaybettim.
Multipl skleroz olunuyormuş diye diyet ürünleri düşmanıma bile tavsiye etmiyorum.
Yerli malı kullanacağım derken marketlerde barkodu 869 ile başlayan ürünleri aramaktan da gözlerimin
biraz daha bozulduğunu farkettim.
Sevgili dost ve arkadaşlarımdan gelen;
'lütfen okuyunuz', 'çok önemli', 'aman virüse dikkat', 'bilmem kim para dağıtıyor', 'en az beş kişiye yolla', 'inanmadım ama doğruymuş', 'kişiliğini test et', 'tıkla para yolla, tıkla yardım et', 'bilmemkim seni gözetliyor', 'bilmem kime mail at, haddini bildir', 'onu yeme bunu ye' şeklinde başlayan kerameti kendinden menkul, nev'i şahsına münhasır bu mailler sayesinde hep beraber 'kafayı çizme'ye ne kadar yakın olduğumuzu da müşahade etmiş oldum.
ŞİMDİ: Eğer bu maili 60 saniye içinde 1200 kişiyegöndermezsen;
Bilesin ki bir kuş sabah akşam kafana s.çacak ve hayatı sana dar edecektir.
Bir Dost..
23 Nisan 2008 Çarşamba
Yakın Tarihimizi Yazanlara İthafen......
Türk Mûsıkîsine en büyük darbe “Müzik devrimi”yle yapıldı. 1926’da Türk mûsıkîsi öğretimi, o zamanın konservatuarı olan Dârü’l-elhân’dan kaldırıldı. Mûsıkîye asıl büyük darbe ise 1934’te Radyoda Alaturka mûsıkîsinin yasaklanmasıyla yapıldı. M. Armağan’ın ifadeleriyle, “Asıl müzik, Batı müziğidir. Türk mûsıkîsi tek seslidir ve medeni dünyanın seviyesinden geridedir. Öyleyse nasıl kılık kıyafetimizi veya Arab harflerini Batılılarınkilerle değiştirerek muasır medeniyet karşısında içine düştüğümüz aşağılık kompleksinden kurtulduksa, aynı şekilde “geri ve ilkel” mûsikîyi terk edersek medeni milletlerin dairesine kabul edilmemiz mümkün olabilir.” Böylelikle bir kez daha “ideoloji, kültüre baskın çıktı”. Bundan sonrasını gelin rahmetli Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarından takip edelim:
“Türk müziğinin yasaklanması”
“…Cumhuriyetten sonra Batılılaşmak sevdasıyla, Türk müziği önce okullardan kaldırılmış ve müzik derslerinde Türk müziğinin öğretilmesi yasaklanmış. Bunu yapan Türk Milli Eğitim Bakanlığı… Arkasından, “İstanbul Belediye Konservatuarı” adını alan “Dârülelhân”ın Türk Müziği Bölümü 1926’da kapatılmış. Böylece Türk müziği gençlere öğretilmediği gibi, öğretecek olan öğretmenlerin veya icra edecek olan sanatkârların yetişmesinin de önü kesilmiştir.
Buna karşılık, Batı müziğini öğretecek öğretmenler yetiştirmek üzere, 1924 yılı sonunda “Mûsikî Muallim Mektebi” açılmış: 1925’te Avrupa’ya bu iş için on genç gönderilmiş; 1927’den sonra Anadolu’da şehir bandoları teşkil edilmiş; 1932’den sonra ise bütün Halkevleri’nde Batı çalgıları öğretilmiş, orkestralar, korolar kurulmuştur. Bir taraftan, bütün okullarda da mandolin, muzıka, keman gibi batılı âletlerin öğrenilmesi mecbur kılınmıştır.
Bu hazırlıklardan sonra yeni yetişen Batıcı genç müzikçilerin yazıp sahneye koydukları – Türk ve İran uluslarının kardeşliğini işleyen – “Özsoy”, daha sonra “Bayönder” ve “Taşbebek” operaları 1934 yılında temsil edilmiş; ancak fiyasko ile neticelenmiştir.
Bu başarısızlık üzerine, Batıya has nağmelere yer açmak için, Türk halkının kulağından ve hâfızasından Türk müziği alışkanlığını ve zevkini yok etmek, sevgisini gönlünden silmek gerektiğine karar verilmiş ve 3 Kasım 1934 günü, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’nın emriyle, o sırada sadece iki merkezden yayın yapan Türkiye Cumhuriyeti Ankara ve İstanbul radyolarında Türk müziğinin çalınması yasak edilmiştir.
“Yasağın kötü tesirleri”
“Bu yasaklar şu kötü neticeleri vermiştir:
Yüzyıllardır tekâmül ederek, yüksek bir sanat mûsıkîsi olgunluğuna erişmiş olan Türk Müziği ve onu icra eden sanatkârlar, içkili gazino sahnelerine sığınarak yaşamaya çalışmış, bu yüzden sanat değerlerini kaybetmeye başlamışlardır.
Sevdiği nağmeleri duyamaz olan halk kitleleri, o yıllarda fevkalâde gelişme gösteren ve üstün mûsikî sanatkârlarının rol alıp birçok şarkılar söyledikleri Mısır filmlerine dadanmıştır. Arab müziği, aslında, Osmanlı sanat mûsikîsinin değiştirilip Arab zevkine uydurulmuş şeklidir… Böylece hâlis Türk mûsikîsi yerine, onun bozulmuş şekli olan Arab müziği halk arasında yayılmıştır.
Bunun farkına varan Batıcı devrimci çevreler, ikinci bir yanlış yaparak, Arab filmlerindeki şarkıların Türkçeleştirilmesi şartını koşmuşlar; bu sefer de Arab bestelerine giydirilmiş Türkçe sözler, Arab müziğinin, Türk müziği gibi benimsenmesine sebep olmuştur. Türk bestecileri de, piyasası olduğu için mecburen, aynı ahenge uygun fantezi besteler yapmışlar ve bu bozulma bugünlerdeki “arabesk” tarzına kadar ilerleyerek gelmiştir.
“Batı müziği gelemedi, Türk müziği öldü
“Hulâsa edersek: Batılılaşmak için mûsikîde devrim yapanlar, -Ziya Gökalp gibi birkaç câhilin iddialarına kapılarak- Bizans ve Arab müziğinden çıkmış zannettikleri asıl Türk mûsikîsini atıp yerine “millî” saydıkları “Batı müziğini” almaya çalışırken, asıl millî Türk mûsikîsini öldürmüş, onun yerine ne idüğü belirsiz, Arab müziğinden bozulma garip bir müziğin yerleşmesine sebep olmuşlardır. İşte mûsıkîmizin acıklı serencâmı budur…”*
Son bir not: “Onuncu Yıl Marşı’nın bestesinin Batı müziği tarihinin pek fazla bilinmeyen bir operasından alıntı, hatta çalıntı olduğunun iddiasının TBMM kürsüsünden kayıtlara geçtiğini biliyor musunuz?
* M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu- Hatıralar I, Kaynak Yayınları, İzmir 2007, s. 357- 359.